Sepetim (0) Toplam: 0,00TL

Cumhuriyet'in Kuruluşunda Türk-Sovyet Askeri İş Birliğinden Bir Kesit / Sıla Sağır

Kurtuluş Savaşı’mızı incelerken -kitabın sunuş yazısında da belirttiğim gibi- çoğumuzun aklına Batı Cephesi, öncelikle çete savaşları, ardından düzenli ordu süreci ve takiben büyük muharebeler gelir. Ancak Veysel Ünüvar’ın anılarını kaleme aldığı bu eser, büyük mücadelenin Doğu Cephesi’ndeki, çok daha az bilinen tarafını aydınlatıyor. 1920 sonbaharından 1921 baharına kadar süren dönemde, Nahçıvan’da, işgal hareketine girişen Ermenilere karşı burada görevlendirilen Türk müfrezesi ile Bolşeviklerin nasıl askeri iş birliği yaptığını anlatıyor. Bu iş birliğini yalnızca askeri bir dille değil, insani hikâyelerle de zenginleştirerek okura sunuyor üstelik.

Bolşevik subaylarla kurulan ilişkileri, ortak askeri harekâtları, cephedeki karmaşayı ve yer yer belirsizliği kendine has bir dille kaleme alıyor. Ne kahramanlık edebiyatı yapıyor ne de olayları romantize ediyor. Bu da metni daha sahici kılıyor. Özellikle Nahçıvan ve çevresine dair aktarımlar, savaşın yalnızca cephede değil, sivil hayat üzerinde de ne kadar yıkıcı olduğunu gösteriyor. Yıkılmış şehirler, zor şartlar, güvensizlik ve sürekli değişen dengeler… Bunlar kitapta satır aralarında karşımıza çıkıyor.

Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri, Türk kuvvetleri ile Bolşevikler arasındaki bu ilk temasın ortaya çıkmış yeni gerçeklik üzerinden değil, hâlâ, asırlara dayanan, iki ulusun birbirine olumsuz bakışıyla şekilleniyor olması. Ünüvar’ın anlatımında bu ilişki yine de ne tamamen sorunsuz ne de mutlak bir uyum içinde. İki ayrı askeri düzenden ve iki ayrı toplum kültüründen gelen bu kütlenin yan yana geldiklerinde birbirlerinden etkilendikleri noktalar ve yabancısı oldukları durumlar kitapta bütün samimiyetiyle anlatılmakta.

Bence kitabın en özel noktası: Sonraki yıllarda Cumhuriyet’in seyrine de etki edecek bir iş birliğinin bu ilk tohumunun yeşerdiği sürecin diplomatik ya da politik bir dille değil, doğrudan mücadelenin içinde bulunmuş bir kişi tarafından içten bir dille okura aktarılması.

Ünüvar’ın kaleme aldıkları, alışılagelmiş tarih anlatılarının dışında kalan tanıklıklara ilgi duyanlar için bu yüzden önemli bir kaynak niteliğinde. Bir tarih kitabından çok, bir dönemin içinden tutulmuş notlar, hatta bir günlük gibi okunuyor.

Kitapta, benim adıma öne çıkan, özellikle bir cümle var ki Ünüvar’ın Bolşeviklere karşı yer yer sergilediği önyargıyı da özetler gibi:

“Fakat unutuyorlardı ki tek Mehmetçiğin sevgisi, değil dört milis taburunun, bütün Kafkaslıların gönüllerini dolduruyordu.”

Kitapta sıklıkla dile getirdiği ve burada da öne çıkardığı, iki ülke askeri arasındaki ayrım şudur: Ünüvar, Mehmetçiğin Nahçıvan’a gelişini, kendi yurdunu savunmanın bir gereği ve geçici süreli bir eylem sayar; Bolşevikler ise, onun gözünde eninde sonunda buraları kendilerine katmak istemektedirler.

Ünüvar’ın gözleme dayalı bu tespiti sonraki yıllarda yaşananlar ışığında daha da anlam kazanacaktır sanıyorum.

Kurtuluş Savaşı’nda Bolşeviklerle Sekiz Ay, emperyalizme karşı yan yana durmuş iki ulusun hikâyesinin başlangıcında, hesapsız kitapsız bir tanıklığı içeriyor; bu yüzden özel ve özgün bir kitap.



Kapat